14 Kasım 2009 Cumartesi

BAŞLIKSIZ


Belki biraz şifreli ve garip bir yazı olabilir ama yazmak istedim. Uzun zaman oldu klavyeye dokunmayalı ama bu gün diz üstü bilgisayarımın kapağındaki mafsalı kırılınca artık hep açık vaziyette durması gereken bir hale geldi, işaret mi neydi :)
Neyse, benim derdim merkürle, bize bir yerleştiki çekilmek bilmiyor. Yapıştı sanki, git yeter, hadi diyorum , anlamıyor. Bende kapanmış kirpi veya deve kuşu pozisyonunda yaşamaya çalışıyorum.
Sözcüklerimi de kaybettim sanki, kifayetsiz gelmeye başladılar.
Zaman deli bir hızla akarken, yaşam ağırlaştı.
Geçecek biliyorum, ama
Merkür lütfen git, hatta mümkünse evreni terk et !

09 Mart 2009 Pazartesi

Eşsiz Tablolarım

Moonısh'imin gönderdiği hayallerimdeki evlere açılan kapılar ve pencereler artık duvarlarımda bana sevgiyle bakıyorlar. Minicik salonum da çok hoş bir köşe oluşturdular ama bu kartlara hayat veren, onları kusursuz bir zevkle çerçeveleyip harika bir kompozisyon yaratan can dostuma da binlerce teşekkür... Taaa Amerika'lardan kartlar geldi, Ankara'lara postalandı ve sonuç...

Benim biricik aşçım onları benim için gecenin bir vakti demeden, sırf ben mutlu olayım diye ölçüp biçip yerleştiriverdi duvara. Bunca temiz yürekli insanın oluşturduğu, emeğini, sevgisini verdiği tablolarım bana büyük mutluluk verdi...

Moonısh'im sana, Ankara'ya ve canım oğlum'a kocamaaaaan teşekkürler...


24 Şubat 2009 Salı

Bir Sergi, Bir Söz...

Geçenlerde Dolmabahçe Sergi Salonu'a uğramıştım. bir fotoğraf sergisi ve olağan üstüydü.
Dudu Tresca, panoramik ve 360 derece fotoğrafçılığın en tanınmış öncülerinden ve Sinan Aksoy'un davetiyle gelip İstanbul'u fotoğraflıyor. Karşınızda bir masal şehri boydan boya...

Resimler çok etkileyici, teknik inanılmazdı ama dağıttıkları broşürlerde kendi kaleme aldığı samimi yazı bu bilge adamla duygusal bağ oluşturdu ve beni en çok etkileyen cümleyi olduğu gibi aktarıyorum.

'' Bir kaç yıldır, iyi tedavi edilemeyen 2 zatürrenin yol açtığı anfizem nedeniyle seyahatlerim engellenmeye başlandı. Artık nefes almam ne mümkün! Ben ki fotoğraf çekmek için hep yolculuk yapmışım; araba, at sırtı, gemi ya da yaya olarak hep dolaşmışım. Şimdi koltuğuma çivilenmiş gibiyim adeta...
Artık işime yeniden konsantre olmak ve bu gerçeğe uyum sağlamak durumundayım. Hiç kolay değil... Bu davet soluğumu kesti! Yapabilecekmiyim

Evrenin bir dengesi olduğuna, hiçbir şeyin rastlantı olmadığına ve yukarıdan bize izleyeceğimiz yolu gösteren bir varlığın bulunduğuna inanırım. Bu '' içgörü'' bana yepyeni bir içsel ve fiziksel kuvvet kazandırdı. ''


Paylaşayım dedim...

29 Ocak 2009 Perşembe

Tembelliği Bırak Yazmaya Bak !!!

Abilerim, ablalarım, ben yazma konusunda bir tembel oldum ki sormayın. Gariptir ama televizyonu keşfettim, gecenin bir vakti yayınlanan inanılmaz bilgiler öğrenebildiğiniz kanallar arasında gezip duruyorum, karnım ağrıyor,kucağımda termofor, uyuklayıp yinede seyrediyorum. Sonracıma birden bire dikişe merak sardım, ilk önce giymediğim şeyleri kesip farklı kıyafetlere döndürdüm ki hiç anlamadığım bir konudur, kendime göre başarılı oldum, yaptıklarımı acayip seviyorum, dantel örüyorum, kitap okuyorum ve işte fırsat bulup yazamıyorum, hadi Sofi dedim hadi... Beni Moonısh gaza getirdi. Öyle bir posta göndermiş ki sanki ruhumu okumuş...

12 adet kart ve hepsi benim hayallerimdeki gibi, en sevdiğim resimler, taş evler, ahşap kapılar, bunlara eşlik eden toprağın cömertçe sunduğu rengarenk çiçekler ve yeşilin tüm tonları. Gören herkes hayran oldu, bir daha bir daha baktılar. Biz betona sıkışmış İstanbul'lular için ulaşılmaz bir masal dünyasıydı önümüzde serilen...Şu anda tüm kartlar Ankara'ya doğru yola çıkmış durumdalar, orda zevkine çok güvendiğim bir dostum tarafından atölyesinde tabloya dönüşecekler, bir gelsin yine paylaşırım sizlerle Munişim bana midye kabukları göndermiş oranın sahilinden, gariptir ki midye kabuklarını da çok severim, hatta aynanın üstündeki bu tasarımı da Marmara Adası'ndan topladıklarımla yapmıştım, baş köşemde durur, bazılarını minik vazolara doldurup süslerim,yani benim için pek kıymetlidir.

Veee turkuaz taş kolye, pes be muniş, bu ara yıllardır sevdiğim pembe, bordo,kırmızı tonlarını terk edip, turkuaz, mavi ve pastel yeşillere takmıştım ne diyeyim pes, altıncı hissin mi kuvvetli , yoksa sen beni oralardan görüyon mu ne :) Binlerce teşekkür...

Bu arada ilginç bir şey oldu. Birgün, sıradan bir sabah, ben mutfakta mıy mıy bulaşık yıkıyorum, cebim çaldı, salona girdim, cebe baktım bir masa telefonu numarası ve ben hiç tanımıyorum, açtım, bir bey bana ismimle merhaba, beni hatırladınız mı, size söz vermiştim kitabım çıktığında size verecektim, kitabım basıldı ve size ulaştırmak istiyorum, inanamadım,tek kelimeyle şok oldum... En az 9 yıl önce banyosunda tadilat yaptığım, bu kısacık tanışıklıkta sohbet ettiğim, yazmayı planladığı kitabından bahseden ve benimde ilgimi çektiği için okumak istediğimi söylediğim, basılınca bana ulaştıracağını söyleyen ve bu uzun yıllar araya girsede sözünü unutmayan, eski işyerime kadar gidip telefon numaramı bulan, beni arayıp, adresime kargoyla kitabı gönderen Sayın Yılmaz Gökdeniz...Binlerce müşterim oldu ama çok azı iz bırakmıştır. Yılmaz beyi soyadından unutmamıştım, ozamanda söylemiştim, ne güzel bir soyadı, masmavi...
Veee ertesi gün kitap elimdeydi, şaşkınlıkla, inanmaz gözlerle bakıyordum. Dedim insanlık için hala ümit var, hala sözünü tutan insanlar var ve benim için ağızdan çıkan her söz çok değerlidir, sözle karakterimizi yansıtırız, hayaller kurar dünyaları değiştiririz, sözle kalp kırar ve hiç bir zaman tamir edemeyiz, söz silahtır, bazen baldan tatlıdır, bazen zehirdir içimizi yakan, bazen vaattir ve onu duyan algılar, unutmaz, kalemi, klavyeyi harekete geçiren hep odur.
Kitabım, Sonsuzluk Gerçeği ve Varoluş (Yaradan ve Yaratılanlar ), basımı Kanada'da yapılmış, kağıt kalitesi, cilt, harf ve yerleşim, kapak tasarımı dört dörtlük. Kitap kozmolojik ve teolojik konuların buluşması, bilimsel bir çalışma, yılların emeği var, yeni başladım, okuyorum ve yürekten herkese tavsiye ediyorum...
Yeterince yazdım sanırım, gözlerinizi ağrıtmadan sahneden çekiliyorum ve hepinizi seviyorum...

30 Aralık 2008 Salı

2009

Yeni bir yıla giriyoruz, narımı aldım saat tam 12'de kırcam, ehh bildiğiniz üzre ışıklarımı ve sularımıda aççam yani biz yine Sofi'nin köşkündeyiz bu yılda :)

Dileyeceklerim için en uygun bu resmi buldum. Bazen kendimizi karanlıklarda hissederiz ya, işte öyle hissettiğimizde üzerimize hep bir ışık doğsun, Allah umutsuz, çaresiz, sahipsiz, yalnız bırakmasın bizleri...Kimse hayallerimizi elimizden almasın...Yaşamımız boyunca kafamız dik, onurlu kalabilelim... 2009 bize daha kanaatkar ve daha paylaşımcı olmayı öğretecek diye düşünüyorum, hepimiz birbirimizin elinden sıkıca tutmalıyız ki tökezlemeyelim, düşmeyelim...
Hepinizi çok seviyorum, yeni yılda tüm beklentileriniz gerçekleşsin, gülen bir yüzünüz, çiçekler açmış bir yüreğiniz olsun... MUTLU YILLAR...

08 Aralık 2008 Pazartesi

Nihayet...

Bu kadar aradan sonra söze başlamak ne kadar zormuş, kelimeler hücum edip duruyor... bloğumu açtığım ilk günlerde böyle bir pencereyle başlangıç yapmıştım ve yeniden yaşam penceremi açtım sizlere....Abilerim ablalarım, anamlar Ramazan bayramında Yunanistan'a gittiler ya ben çok hasta oldum, nezledir, griptir dedim ama geçmek bilmedi, onlar mutlu mesut döndüler, bana kavala kurabiyemi, uzo'mu getirdiler, hatta babam halamla Selanik'ten Almanya'ya uçtu orayı da fethedip, sevgili kuzenim Süel'in dükkanından enteresan hediyelerle döndü, sonra yetmedi birde İngiltere yapalım dediler ve şimdi ordalar, hatta büyük oğlum, şu anda Paris'e inmiştir sanırım, o da Fransa'yı keşfe gitti, küçük oğlum şimdi aradı o da Akçay'da yani anlayacağınız terk edildim, terk edildim ...Hani ben garip Sofi hep gezeyim diye kendimi yırtarken tüm aileye pasaport çıkartmak, vize almak ve bagaj hazırlamakla uğraşıp durdum acaba diyorum ettiğim dualar yanlış mı anlaşıldı , ben kendim için ettiğimi sanıyordum ama ailede kim varsa seyyah oldu çıktı ):Neyse gelelim hastalığıma, ben bu arada nefes alamaz oldum, kaburgalarım sanki ciğerlerime batıyor ve tıkanıyorum, dayanılmaz olduğunda gittim Sigortaya, sabah, hemen sıraya girdimve kıza cırladım ben nefes alamıyorum, hemen acile aldılar sağ olsunlar, elektro, röntgen derken teşhis kronik bronşit, ilaçlar, milaçlar atlattım çok şükür ama ALLAH kimseyi soluksuz bırakmasın, hala burnum akar ve bir kırıklığım var tam iki aydır bu vaziyetteyim. Biliyorsunuzdur belki, bütün İstanbul'un kaldırımları, yolları bir anda sökülüp değiştirildi çekilen pislik anlatılmaz, ben diyorum ki bu kadar kurcalayınca bütün mikroplar fırladı, etrafımda aksırıp tıksırmayan adam yok.Sonracığıma, Çağan Irmağ'ı pek severim, her filmindede salya sümük ağlarım, Issız Adam'a da gittim, ikinci yarıda şelale durumundaydım, ne de ağlak bir kadınımdır. Senaryo günümüz insanını teşhis etmekte çok başarılı, karakterler güçlü, müzik seçimleri çok başarılı, görüntü, diyaloglar hepsi yerli yerindeydi, Ada karakterini çok beyendim valla ne yalan söyleyim öyle bir geline hayır diyemem ama Alper'ler çok bunu da biliyorum, filmin sonunda içim çok acıdı, acaba aşk kavuşamayıncamı aşk? Küçük oğlum Turizm okuyorya yerinde keşif için sınıfça bir ege turu yaptılar, Şirince'de çektiği bu fotoları çok beyendim yayınlayım dedim, bana ordan hocasının tavsiyesiyle bir karadut şarabı getirdiki enfesti, tavsiye ederim deneyin.

Bu arada kitap okumaya devam, Muazzez Ilmiye Çığ'a ait Sümerli Ludingirra, dünyanın sayılı Sümereloglarından olan bu yazarın kitabını okumayı çok istiyordum ve inanılmaz keyif aldım, Ludingirra 4000 yıl önce blog yazan biri, bana hep bunu düşündürttü nedense, çivi yazısıyla tabletlere yaşamını, ülkesini, kültürlerini, şiirlerini, anılarını yazıyor, amacı birgün bulunup okunması ve Sümer Uygarlığının unutulmaması, yıllarca süren araştırmalarla bu tabletler dünyanın bir çok yerinden toplanıp birleştirilmiş, okuyunca şaşırıyorsunuz insan hep aynı insan, politikalar hep aynı, sadece çağlar değişmiş, zaman akmış ama insan zaaflarıyla, duygu ve düşünceleriyle hep aynı kalmış, kötülükler kılıf değiştirmiş , ad değiştirmiş öz hep aynı öz...

Veee en beyendiğim resimlerden biride bu oldu, yol resimlerini hep sevmişimdir. Canım Gızgardaşım beni telefonla Kanada'lardan aradı, bak yazdım işte, kırdım şeytanın bacağını, Munişim Miami'ye dönmüş, onunla görüşemediğim için okadar üzgünüm ki, hala kendimi affedemiyorum...Bu arada Asortikçim bloğunu kapamış, o benim ilk göz ağrım, neden gittin, niye gittin....Sevgili Sem en sonunda yazdım...

Şimdilik bu kadar, ev bana kaldıya rahat rahat yazabildim, yoksa Allah eksikliklerini göstermesin ama iki erkek çocuk zor be kardeşim...

HEPİNİZE İYİ BAYRAMLAR







26 Eylül 2008 Cuma

Cicilerim

Yine çok ara verdim, 10 gün şehir dışındaydım, gerçi bu ara komşu kapısı yaptım Ankara'yı ama canım kadar sevdiğim bir yakınım hasta gidip geliyorum işte, uçakla zırt diye uçup, pırt diye iniveriyorum. Gidişlerimin birinde inişe yakındı korkunç bir sallantı oldu uçakta, dakikalarca süren sallantılar, göya ben yiğitliğe mok sürmem ama düşecek diye çok korktum ve anladım ki ölüm gelse hoşgeldin derim diyen ben, daha zamanı değil diye içimden çığlıklar attım, daha çok yapacağım işler vardı ve gitmek istemediğimi aniden anladım, iyi oldu yani, aklımı başıma getirdi. Ordan wok tava almıştım, benim aşçı çin yemeği yapıyorya hoşuna gider diye , el bagajımda onuda uçağa koyucam, güvenlikten geçerken durdurdular ve çantamı açmamı istediler, çünkü silah unsuru taşıyan bir şey varmış çantamda,inanamadım, benim tavanın sapı silah sayılıyormuş ve bagaja vermessem bırakmam gerektiğini söylediler, uçağı kaçırmaktansa tavayı feda ettik ama inadım inat bu seferki gelişimde bavulumu bagaja verip tavamı getirdim, ne ka zekiyim degilmi, İstanbul'da yok ya ben taa oralardan tava taşıyom, üstelik buharda sebze haşlamak için katlanır bir çelik sepet bilem aldım. Görende beni yemek yapmayı çok seven biri zanneder oysa benim için sağlıklı yapılması gereken bir görev gibidir, besleyici, sağlıklı ve dengeli öyle süsüyle püsüyle uğraşamam :)

Bu arada sokağımıza atom bombası atılmış gibi, yolları yapıyorlar, toz,pislik gırla tamda bayram üzeri , sokak sokak olalı böyle zulüm görmedi neyse bu gün bordürleri döşemeye başlıyorlar, göya kimse araba park edemiycek ama ben eminim 3 gün sonra kaldırıma çıkar park ederler çünkü otopark sorunu hat safhada, neyse artık kırmızı kırmızı bir sokağımız olacak :)

İngiltere'de yaşayan kardeşim dün geldi, garibim oruçlu, uçuşu 3,5 saat sürmüş, havaalanın dan yarım saatlık yolu 2,5 saatte geldi, iftar oldu biz öyle camlarda tünemiş bekliyoruz ama eve girdiğinde herşey unutuluverdi, evi, doğduğu, büyüdüğü evi ve her sene değişen bizler...
hepimize ayrı ayrı özenle hazırlanmış hediyeleri çıkardı, bunlar Şebnem'in eseriydi, o düşünürdü, bedenlerimizi, ayakkabı numaralarımızı, ihtiyaçlarımızı, sevdiğimiz şeyleri çok iyi bilirdi, o hiçbir zaman gelin olmadı o bizim kızımızdı ve yine bize bir sürü ciciler göndermişti herbiri yerini bulan...Beni en çok etkileyen 3 kızyeğenimin hemde üçününde doğumunda doğumhanede olduğum tam anlamıyla elime doğan bu üç dünyalar güzeli kızın artık büyümüş olduklarını anlamamdı, bana halam bunları sever diye büyük bir özenle makyaj çantası hazırlamışlar, tokalar, ojeler, kokular, rujlar, bakım ürünleri ne garip ruhumuz, kanımız, soyadımız aynıydı, senelerce birbirimizi göremesekte bağlar okadar güçlüydüki birbirimizi hissedebiliyorduk,umarım okursunuz hepinize çok teşekkür ediyorum, herbirine dokunduğumda çok mutlu oldum...

Vee ben Yunanistan'a gidemiyorum ama annemler bayramın 2. günü yolcu ve öyle inanılmaz bir sürpriz olduki Almanya'da ki kuzenim herşeyi ayarlamış Selanikten,Berlin'e uçup orada da 10 gün kalacaklar, babam adına çok sevindim, hayatı çalışmakla geçen bu adam 73 yaşında Avrupa'yı dolaşacak, hayat sürprizlerle dolu yeterki yürekten isteyin o vermesini öyle iyi biliyorki,tüm ayarlamaları sizin için yapıyor, iyi niyet,temiz niyet...

Mektubumu burda bitiriyorum, hepinize harika bir bayram dilerken, Munişcim seninle buluşmayı dört gözle bekliyorum, sevgiyle, sağlıkla kalın, kendinizi bir şeye üzmeyin değmezzz....