Ben bu resimlere çok güldüm, paylaşayım dedim. Yer Barbaros Bulvarı, Conrad'ın karşısı ışıklar ve gecenin ilerlemiş bir saati, koltuklarından çok bıkan biri atmış onları yola, koltuklar fıstık gibi, trafikte yoğun değil, böyle çıkar gecenin keyfi diye benim oğlanla, mezuniyet tezini o gün teslim eden kankisi başlamışlar bulvar keyfi yapmaya, kırmızıda koltuğu koy,aman arabalar geliyor yeşilde çek ve yolların kralı olmuşlar, bakın yalan değil tahtları bile var altlarında...
20 Mayıs 2008 Salı
Yaz mı Geldi ne:))
Gönderen
sofi
zaman:
15:50
6
yorum
Bu yazıya verilen bağlantılar
15 Mayıs 2008 Perşembe
Dalgalandık da Durulduk :}
Efendiiim, zincir tamamlanmıştır...Uzun süre yazamadım, evde yeni bir düzene geçtik, askerim yerleşti odasına, kavuştu bilgisayarına ve en önemlisi benim dizüstüne interneti bağladı ve bu onda ilk yazım, vay be bu ne rahatlıkmış ya, artık ev içinde bile msn den konuşabiliriz, kimse kimseyi rahatsız etmiyo, herkes kendi dünyasında tıkır mıkır bilgisayarıyla sarmaş dolaş...
Evim doldu erkekimlerimle, mutfak ve çamaşır makinası tamgaz, evi toplu tutma modundayım.
Bana güneyden tüm siparişlerimi getirmişler,zahter = taze dağ kekiği, nar ekşisi, habak=bir çeşit fesleğen, dolmada çok güzel olur, baharatlarım, acılı acısız biber salçam, defne sabunum, el yapımı bıçaklarım, pek mutlu oldum.
Ben çalışmıyorum evdeyim, motorcum liseden mezun oldu o da evde, askerim geldi o da evde, yıllar sonra bir aradayız, çocukluk zamanlarındaki gibi ama bu uzun sürmeyecek biliyorum, ikiside arayışta, motorcum ben motor yarışçısı olucam deyip beni ürkütüyor, motorun mesleğinin önüne geçmesinden korkuyorum. Büyüğüm ben yeniden ofis ortamına dönmem diyor, yıllarca program yazdı, çok iyi işlere imza attı, göz pınarlarının kuruduğunu,yapay gözyaşı damlalarıyla çalıştığını,sağ omzunda düşüklük, sırtında ağrılarının onu nasıl rahatsız ettiğini biliyorum, onu anlıyorum ama ne yöne gideceğini bilemiyorum, yani şimdi iş derdindeyiz, doğru seçimler arifesindeyiz ama çok mutluyum evladım sağ salim döndü evine ve tüm askerlerimizin yuvalarına hayırlısıyla dönmelerine duacıyım ve biz omu bumu desekte kaderimizi yaşıyoruz, hayat herşeyi ayarlamıştır onun için sakin sakin gelişmeleri izliyorum, hayatla birlikte akıyorum...
Gönderen
sofi
zaman:
15:44
10
yorum
Bu yazıya verilen bağlantılar
04 Mayıs 2008 Pazar
Mim'lendim ve İşte Kadınlarım
Konu: Yakınlarım Dışında Beni Etkileyen 3 Kadın ?
Sevgili Fortuna beni mimlemiş, ilk anda kimler olabilir diye düşündüm ve isimler hafızama dolmaya başladı ve işte seçimlerim
TÜLİN AYBARS, Edebiyat öğretmenim ama sıradışı bir öğretmen, hayata geniş pencerelerden sevgiyle saygıyla bakmanızı sağlayan, hedefleri, inançları, değerleri, yaşam felsefesi oluşmuş donanımlı insanlar yetiştiren, sorgulamayı, hiç bir şeyin göründüğü gibi olmadığını, derinlemesine düşünmeyi, araştırmayı, kendini sevip, değer vermeyi , ifade etmeyi öğreten özel bir kadın. Bir sözü hala aklımdadır '' Küçük hesapların adamı olmayın ''. Onun kişiliğime kattığı değerleri saygıyla anımsarım.
YAŞAR KUTMAN, müşterilerim arasında beni gerçekten etkileyen tek kadın, onu tanıdığımda seksenine yaklaşıyordu, ilkokul öğretmenliği yapmış, kendini sonderece güzel ifade eden, sohbet etmekten asla sıkılmayacağınız bilge bir kadındı, kararlı, güçlü, güven doluydu, yaşamının iplerini elinde tutan, karşısındakinin ruhunu okumayı bilen, yol gösteren ama hayata bir çoçuk yüreğiyle, sevinçle, umutla, çoşkuyla bakan ve yaşlandığında insan böyle bir kadın olmalı dedirten, yaşı olmayan bir kadındı O.

SUAT DERVİŞ, aslında bu seneye kadar ismini duymamıştım yada dikkatimi çekmemişti, fakat garip bir şekilde tv.de, kitapçılarda, kitaplarda gözüme çarpıyordu, bazı şeyleri işaret olarak algıladığımdan bu kadın da kim dedim ve bağımız kuruldu. O bir yazar, hatta hepimizin bildiği Fosforlu Cevriye'nin yazarı, Nazım Hikmet'in ilk aşkı, çağının ötesinde yaşayan ve ülkemizin ilk feministlerinden, Osmanlı'nın son döneminde yaşamış, bir çok evlilik yapmış, çapkın olarak nitelendirilen, dolu dolu yaşamış ve bunları sizi sarıp sarmalayan uslubuyla yazıya aktarmış. Cumhuriyetin ilk dönemlerindeki en önemli kadın gazeteci, edebiyatımıza toplumsal ve gerçekçi bakış açısını getiren bir özel kadın daha, sanki yıllar öncesinden çıkıp beni farkedin diyordu...
Bu arada Banu Avar'ıda eklemek istiyorum başarılı gazeteciliği, program yapımcılığı ve anlatımı, bakış açısıyla son zamanlarda beni etkileyen kadınlardan biridir.
Ben mimimi yazdım etkili diğer kadınlar için topu Yonca'ya ve Admin'e atıyorum...
Gönderen
sofi
zaman:
10:46
13
yorum
Bu yazıya verilen bağlantılar
02 Mayıs 2008 Cuma
Son Şafak
Bu gece son şafak, bu gece son karavanan, bu gece asker arkadaşlarınla uyuyacağın son gecen, geçmez, bitmez diyordun bitti işte, yüreğin kıpır kıpırdır, karmakarışıktır ruhun, sabah doğan güneşle yeni bir yaşama başlıyacaksın, bir burukluk, elinde yıllarca anlatacağın anılar, nizamiye kapısından şaşkın çıkacaksın, seni orda karşılamayı, sarılıp boynuna alnından öpmeyi çok isterdim, bilki gecelerdir bende uyuyamıyorum...
Elindeki tüfeğinle mangana komuta eden canım askerim ve tüm askerlerimiz tek dileğim sağ salim yuvalarınıza dönmenizdir, hepinizle gurur duyuyorum, vatan sizlere emanettir...
Gönderen
sofi
zaman:
20:49
15
yorum
Bu yazıya verilen bağlantılar
29 Nisan 2008 Salı
Kasır'lara Devam :)
Pazar günü evde durmaktan sıkılınca komşuma hadi dedim, hem alışveriş ederiz hemde yürümüş oluruz, Beşiktaş çarşının sonunda nikah dairesinin altında Migros var oraya girdik, pastane bölümünde çatallar iştah açıcı duruyordu iki tane kaptım ama hani yanına çay, Migrosun tam karşısıda Ihlamur Kasrı, yıllardır gitmemiştim, seneler önce oğlumu ordaki çocuk atölyelerine götürmüştüm, resim eğitimi veriliyordu, ücretsiz, grup çalışmalı pek keyifliydi ve istikamet Kasır... İstanbul'da bir vahaydı, sonderece bakımlı, temiz ve nezih, hala çocuk atölyeleri devam ediyor, ağaçlar, çevre düzenlemesi bana yine ey Osmanlı dedirtti, o devirde şehzadelerin ilk askeri eğitimi aldıkları yermiş, ordan Harbiyeye geçerlermiş.Merdivenler ve mermer işçiliği son derece estetik....
Bu da süs havuzu, karşıki bina cafe hizmeti veriyor.
Havuzun başka açıdan görünüşü...Şehirde kaçılacak, doğayla kucaklaşılacak dediğim gibi bir vaha betonlar arasında! ( çayıda güzeldi, yanında çatalla :) )
Gönderen
sofi
zaman:
10:59
4
yorum
Bu yazıya verilen bağlantılar
26 Nisan 2008 Cumartesi
Bir Melek Kadar Zarifsin !
Çarşamba günü içime doğmuştu, bugün gelecek dedim, saat 1 postacıyı karşı apartmana girerken yakaladım, benim paketim olacaktı diyede bağırdım ve şimdi bıraktım dedi, garip telepatik bir bağ. Paketi masaya koydum ve her bir parçayı büyük bir seramoniyle açtım, öyle büyük bir mutluluk ki o gün ayaklarım yerden kesilmiş uçar gibiydim, herkese göstermek istedim, hayatımda hiç bu kadar güzel bir cüzdanım olmamıştı ve ben midye kabuklarını çok severdim ve kızım olmadığından makyajdı, bakım dı hiç anlamam ama kıtalar ötesinden bir el uzanıyor ve kızım olsa ancak böyle yapardı diyeceğin şeyleri sana gönderiyor ve sana öylesine sıcak ve içten mektup yazıyorki, utanıyorsun, için bir garip oluyor ona dünyaları vermek istiyorsun.
Herşey okadar zevkli ve ince düşünülmüştüki, mektubun kağıtları, ambalajın kaplama kağıdından üzerindeki kurdeleye kadar, o kadar özenli, uymlu ve zevkliydiki, zerafet doluydu, demekki, Yusufçuk kimin ayaklarının dibinde öleceğini çok iyi biliyordu.
Masamın üstüne taa çeyizimden kalan en sevdiğim örtüyü koydum fotoğraflamak için, onun üstüde meleklerle doluydu....
Moonsun'ım, teşekkürler yetmez verdiğin yaşam sevincine...
Gönderen
sofi
zaman:
13:52
6
yorum
Bu yazıya verilen bağlantılar
22 Nisan 2008 Salı
İçimi Dökem :)
Bloğumla yeterince zaman ayırıp bir türlü ilgilenemiyorum, şimdi ev sakin, bilgisayarda bana kalmışken yazmak istedim. İnşallah yakında sadece bana ait bir dizüstüm olacak o zaman rahat rahat yazarım, oğlanlara kaptırmaya niyetim yok. Yorumlara bile cevap yazamadım ama hepiniz gönlümdesiniz, aha şu aşağıdaki tavşan gibi oldum, kulaklar dimdik ama gözler mahmur, dinlenmede :)Pazar günü Maslak Kasırlarında kahvaltıdaydık, bu tavşancıkta ortalıkta zıplayıp duruyordu ancak yorulduğunda resimledik...
Abdülhamid'in şehzadelik döneminde yaşadığı kasır ve onun el işçiliğiyle yapılmış merdivenler ki muhteşem, mekana girdiğinizde sizi karşılıyor büyük bir ihtişamla, sonra iki kola ayrılıyor ve tasarımı, dengelenmesi mekan içinde odak haline geliyor...
Merdivenden giriş kapısına bir bakış! tipik Osmanlı Mimarisi ve eski Türk evlerinde rastladığımız geniş bir sofa ve etrafına dizilmiş odalar sizi karşılıyor, tavanlar yüksek olduğundan büyük bir ferahlık hissi veriyor, bunda malzemenin ahşap ağırlıklı olmasınında etkisi büyük, şu masada oturmak, bu merdivenlerden eteklerini tuta tuta inmek çok keyifli olurdu... O zamanamı ışınlansam ne yapsam?
Hamamlarıda pek severim, o günkü şartlarda yapılmış bir küvet, kurnası, mermerin su gibi saflığı, temizliği... Her banyo yaptığımda dua ederim Allah susuz bırakmasın diye, kendini iyi hissetmenin bence ilk yolu bu, su bütün negatif elektriğide alıp götürüyor, hem bedeni, hem ruhu temizliyor sanki, yenileniyorsun, güzelleşiyorsun, şarj oluyorsun.
Veee Motorcumun çektiği, benim çok beğendiğim resim, hamamın tavanı, minik kubbeciklere oturtulmuş camlardan süzülen ışık, üzerinize minik paraşütler düşüyormuş ve bunlar size ışık oyunlarıda yapıyormuş gibi, neyse o kötü İstanbul resimlerinden sonra bunlar ilaç gibi geldi.
Ben ne yapıyorum bu arada? hala evimle sarmaş dolaş yılların özlemini gideriyorum, tv. seyretmeyi keşfettimde neden iyi programları gecenin kör vaktinde yayınlarlar anlamış değilim:)
Erkek kardeşim Tayland'a gitmişti, dün akşam bana geldi, tabi ben hemen ne getirdin moduna girdim ama o keyifsiz duruyordu, yemekte konuşurken anlattı, cep telefonunu ve kamerasını çaldırmış, çok üzgündü, galiba ençokta kaydettiği anılarının gitmesi ve güven duygusunun sarsılmasıydı onu etkileyen, mal bir şekilde yerine gelirdide o duygunun yarattığı sarsıntıyı çok iyi anlıyordum, üstelik yabancı bir ülkede oluşu kendini dahada kötü hissetmesine sebep olmuş. Tayland'ı gülümseyen insanlar ülkesi olarak algılamış, herkesin sakin, stressiz, rahat oluşu ve gidişinin onların su festivaline rastladığından bir hafta boyunca su tabancalarıyla tüm halkın bir birini ıslatmasındanda bolca nasibini almış, bol karides ve okyanus balıklarıda cabası...Motorcumun çin çubuklarıyla yemek yemeyi sevmek gibi bir alışkanlığı olduğundan ona bir set getirmeyi unutmamış ve ahşaptan yapılmış el işi bir motosiklet maketi...
Motorcumun okulu bu hafta bitiyor, artık o bir aşçı ama tabi daha iki yıllık yükseğini okuması gerekiyor o da eylül ayında belli olacak, öss tercihlerimiz bakalım nereyi tutacak önümüzdeki beş ayı değerlendirmesi lazım, bazı otellere form doldurduk, inşallah hayırlısıyla birinden ses çıkar, kendine yatırım yapıp geliştirmesi gereken bir dönemde. Askerimin 9 günü kaldı, atışlarda birincilik ve sertifika, takdir almış ama son dönemlerde sıkıntıdan ciltte problemler oluşmuştu, askeri doktorlarda çıkışta tatil ve deniz önermişler, sanırım bir on gün gibi güneye gidecek ben Mayıs ortalarında kavuşabileceğim ki artık banada beklemek yorucu gelmeye başladı, ondan sonra iş derdi, nediyim hepimizin çocuklarının şansları açık, hayalleri gerçek olsun.
Bu gün 23 Nisan, neşe dolmalı insan
Umutları çoğaltmalı
Yaşama sımsıkı sarılmalı
Ömür dediğin okadar kısaki
Güzellikleri, iyilikleri sığdırmalı
Özlemişim yazmayı ya ! te benden bu ka!
Hepinizi çok seviyorum...
Gönderen
sofi
zaman:
12:05
10
yorum
Bu yazıya verilen bağlantılar