Yonca , inanilmazsin...bolaga tekrar girebilmek icin inanilmaz mucadele verdim.
Teknoloji ozurluyum ya , Yoncam sen ne özel bir insansin. Vefa duygusunun somutlasmis halisin, binlerce teşekkür. Belki yeniden yazmama sebep olursun insallah. Mutlu oldugunu dusunerek seni kucakliyorum...
Aslinda anlatilacak cok sey var ve hepinizi özledim...
31 Temmuz 2014 Perşembe
Yonca'ya mektup
14 Kasım 2009 Cumartesi
BAŞLIKSIZ
9 Mart 2009 Pazartesi
Eşsiz Tablolarım
Moonısh'imin gönderdiği hayallerimdeki evlere açılan kapılar ve pencereler artık duvarlarımda bana sevgiyle bakıyorlar. Minicik salonum da çok hoş bir köşe oluşturdular ama bu kartlara hayat veren, onları kusursuz bir zevkle çerçeveleyip harika bir kompozisyon yaratan can dostuma da binlerce teşekkür... Taaa Amerika'lardan kartlar geldi, Ankara'lara postalandı ve sonuç...
24 Şubat 2009 Salı
Bir Sergi, Bir Söz...
Geçenlerde Dolmabahçe Sergi Salonu'a uğramıştım. bir fotoğraf sergisi ve olağan üstüydü.
Dudu Tresca, panoramik ve 360 derece fotoğrafçılığın en tanınmış öncülerinden ve Sinan Aksoy'un davetiyle gelip İstanbul'u fotoğraflıyor. Karşınızda bir masal şehri boydan boya...
Resimler çok etkileyici, teknik inanılmazdı ama dağıttıkları broşürlerde kendi kaleme aldığı samimi yazı bu bilge adamla duygusal bağ oluşturdu ve beni en çok etkileyen cümleyi olduğu gibi aktarıyorum.
'' Bir kaç yıldır, iyi tedavi edilemeyen 2 zatürrenin yol açtığı anfizem nedeniyle seyahatlerim engellenmeye başlandı. Artık nefes almam ne mümkün! Ben ki fotoğraf çekmek için hep yolculuk yapmışım; araba, at sırtı, gemi ya da yaya olarak hep dolaşmışım. Şimdi koltuğuma çivilenmiş gibiyim adeta...
Artık işime yeniden konsantre olmak ve bu gerçeğe uyum sağlamak durumundayım. Hiç kolay değil... Bu davet soluğumu kesti! Yapabilecekmiyim
Evrenin bir dengesi olduğuna, hiçbir şeyin rastlantı olmadığına ve yukarıdan bize izleyeceğimiz yolu gösteren bir varlığın bulunduğuna inanırım. Bu '' içgörü'' bana yepyeni bir içsel ve fiziksel kuvvet kazandırdı. ''
Paylaşayım dedim...
29 Ocak 2009 Perşembe
Tembelliği Bırak Yazmaya Bak !!!
Abilerim, ablalarım, ben yazma konusunda bir tembel oldum ki sormayın. Gariptir ama televizyonu keşfettim, gecenin bir vakti yayınlanan inanılmaz bilgiler öğrenebildiğiniz kanallar arasında gezip duruyorum, karnım ağrıyor,kucağımda termofor, uyuklayıp yinede seyrediyorum. Sonracıma birden bire dikişe merak sardım, ilk önce giymediğim şeyleri kesip farklı kıyafetlere döndürdüm ki hiç anlamadığım bir konudur, kendime göre başarılı oldum, yaptıklarımı acayip seviyorum, dantel örüyorum, kitap okuyorum ve işte fırsat bulup yazamıyorum, hadi Sofi dedim hadi... Beni Moonısh gaza getirdi. Öyle bir posta göndermiş ki sanki ruhumu okumuş...12 adet kart ve hepsi benim hayallerimdeki gibi, en sevdiğim resimler, taş evler, ahşap kapılar, bunlara eşlik eden toprağın cömertçe sunduğu rengarenk çiçekler ve yeşilin tüm tonları. Gören herkes hayran oldu, bir daha bir daha baktılar. Biz betona sıkışmış İstanbul'lular için ulaşılmaz bir masal dünyasıydı önümüzde serilen...Şu anda tüm kartlar Ankara'ya doğru yola çıkmış durumdalar, orda zevkine çok güvendiğim bir dostum tarafından atölyesinde tabloya dönüşecekler, bir gelsin yine paylaşırım sizlerle
Munişim bana midye kabukları göndermiş oranın sahilinden, gariptir ki midye kabuklarını da çok severim, hatta aynanın üstündeki bu tasarımı da Marmara Adası'ndan topladıklarımla yapmıştım, baş köşemde durur, bazılarını minik vazolara doldurup süslerim,yani benim için pek kıymetlidir.
Veee ertesi gün kitap elimdeydi, şaşkınlıkla, inanmaz gözlerle bakıyordum. Dedim insanlık için hala ümit var, hala sözünü tutan insanlar var ve benim için ağızdan çıkan her söz çok değerlidir, sözle karakterimizi yansıtırız, hayaller kurar dünyaları değiştiririz, sözle kalp kırar ve hiç bir zaman tamir edemeyiz, söz silahtır, bazen baldan tatlıdır, bazen zehirdir içimizi yakan, bazen vaattir ve onu duyan algılar, unutmaz, kalemi, klavyeyi harekete geçiren hep odur.
30 Aralık 2008 Salı
2009
Yeni bir yıla giriyoruz, narımı aldım saat tam 12'de kırcam, ehh bildiğiniz üzre ışıklarımı ve sularımıda aççam yani biz yine Sofi'nin köşkündeyiz bu yılda :)
Dileyeceklerim için en uygun bu resmi buldum. Bazen kendimizi karanlıklarda hissederiz ya, işte öyle hissettiğimizde üzerimize hep bir ışık doğsun, Allah umutsuz, çaresiz, sahipsiz, yalnız bırakmasın bizleri...Kimse hayallerimizi elimizden almasın...Yaşamımız boyunca kafamız dik, onurlu kalabilelim... 2009 bize daha kanaatkar ve daha paylaşımcı olmayı öğretecek diye düşünüyorum, hepimiz birbirimizin elinden sıkıca tutmalıyız ki tökezlemeyelim, düşmeyelim...
Hepinizi çok seviyorum, yeni yılda tüm beklentileriniz gerçekleşsin, gülen bir yüzünüz, çiçekler açmış bir yüreğiniz olsun... MUTLU YILLAR...8 Aralık 2008 Pazartesi
Nihayet...
Bu kadar aradan sonra söze başlamak ne kadar zormuş, kelimeler hücum edip duruyor... bloğumu açtığım ilk günlerde böyle bir pencereyle başlangıç yapmıştım ve yeniden yaşam penceremi açtım sizlere....Abilerim ablalarım, anamlar Ramazan bayramında Yunanistan'a gittiler ya ben çok hasta oldum, nezledir, griptir dedim ama geçmek bilmedi, onlar mutlu mesut döndüler, bana kavala kurabiyemi, uzo'mu getirdiler, hatta babam halamla Selanik'ten Almanya'ya uçtu orayı da fethedip, sevgili kuzenim Süel'in dükkanından enteresan hediyelerle döndü, sonra yetmedi birde İngiltere yapalım dediler ve şimdi ordalar, hatta büyük oğlum, şu anda Paris'e inmiştir sanırım, o da Fransa'yı keşfe gitti, küçük oğlum şimdi aradı o da Akçay'da yani anlayacağınız terk edildim, terk edildim ...Hani ben garip Sofi hep gezeyim diye kendimi yırtarken tüm aileye pasaport çıkartmak, vize almak ve bagaj hazırlamakla uğraşıp durdum acaba diyorum ettiğim dualar yanlış mı anlaşıldı , ben kendim için ettiğimi sanıyordum ama ailede kim varsa seyyah oldu çıktı ):
Neyse gelelim hastalığıma, ben bu arada nefes alamaz oldum, kaburgalarım sanki ciğerlerime batıyor ve tıkanıyorum, dayanılmaz olduğunda gittim Sigortaya, sabah, hemen sıraya girdimve kıza cırladım ben nefes alamıyorum, hemen acile aldılar sağ olsunlar, elektro, röntgen derken teşhis kronik bronşit, ilaçlar, milaçlar atlattım çok şükür ama ALLAH kimseyi soluksuz bırakmasın, hala burnum akar ve bir kırıklığım var tam iki aydır bu vaziyetteyim. Biliyorsunuzdur belki, bütün İstanbul'un kaldırımları, yolları bir anda sökülüp değiştirildi çekilen pislik anlatılmaz, ben diyorum ki bu kadar kurcalayınca bütün mikroplar fırladı, etrafımda aksırıp tıksırmayan adam yok.
Sonracığıma, Çağan Irmağ'ı pek severim, her filmindede salya sümük ağlarım, Issız Adam'a da gittim, ikinci yarıda şelale durumundaydım, ne de ağlak bir kadınımdır. Senaryo günümüz insanını teşhis etmekte çok başarılı, karakterler güçlü, müzik seçimleri çok başarılı, görüntü, diyaloglar hepsi yerli yerindeydi, Ada karakterini çok beyendim valla ne yalan söyleyim öyle bir geline hayır diyemem ama Alper'ler çok bunu da biliyorum, filmin sonunda içim çok acıdı, acaba aşk kavuşamayıncamı aşk? Küçük oğlum Turizm okuyorya yerinde keşif için sınıfça bir ege turu yaptılar, Şirince'de çektiği bu fotoları çok beyendim yayınlayım dedim, bana ordan hocasının tavsiyesiyle bir karadut şarabı getirdiki enfesti, tavsiye ederim deneyin.
Şimdilik bu kadar, ev bana kaldıya rahat rahat yazabildim, yoksa Allah eksikliklerini göstermesin ama iki erkek çocuk zor be kardeşim...
HEPİNİZE İYİ BAYRAMLAR
26 Eylül 2008 Cuma
Cicilerim
Yine çok ara verdim, 10 gün şehir dışındaydım, gerçi bu ara komşu kapısı yaptım Ankara'yı ama canım kadar sevdiğim bir yakınım hasta gidip geliyorum işte, uçakla zırt diye uçup, pırt diye iniveriyorum. Gidişlerimin birinde inişe yakındı korkunç bir sallantı oldu uçakta, dakikalarca süren sallantılar, göya ben yiğitliğe mok sürmem ama düşecek diye çok korktum ve anladım ki ölüm gelse hoşgeldin derim diyen ben, daha zamanı değil diye içimden çığlıklar attım, daha çok yapacağım işler vardı ve gitmek istemediğimi aniden anladım, iyi oldu yani, aklımı başıma getirdi. Ordan wok tava almıştım, benim aşçı çin yemeği yapıyorya hoşuna gider diye , el bagajımda onuda uçağa koyucam, güvenlikten geçerken durdurdular ve çantamı açmamı istediler, çünkü silah unsuru taşıyan bir şey varmış çantamda,inanamadım, benim tavanın sapı silah sayılıyormuş ve bagaja vermessem bırakmam gerektiğini söylediler, uçağı kaçırmaktansa tavayı feda ettik ama inadım inat bu seferki gelişimde bavulumu bagaja verip tavamı getirdim, ne ka zekiyim degilmi, İstanbul'da yok ya ben taa oralardan tava taşıyom, üstelik buharda sebze haşlamak için katlanır bir çelik sepet bilem aldım. Görende beni yemek yapmayı çok seven biri zanneder oysa benim için sağlıklı yapılması gereken bir görev gibidir, besleyici, sağlıklı ve dengeli öyle süsüyle püsüyle uğraşamam :)
Bu arada sokağımıza atom bombası atılmış gibi, yolları yapıyorlar, toz,pislik gırla tamda bayram üzeri , sokak sokak olalı böyle zulüm görmedi neyse bu gün bordürleri döşemeye başlıyorlar, göya kimse araba park edemiycek ama ben eminim 3 gün sonra kaldırıma çıkar park ederler çünkü otopark sorunu hat safhada, neyse artık kırmızı kırmızı bir sokağımız olacak :)
İngiltere'de yaşayan kardeşim dün geldi, garibim oruçlu, uçuşu 3,5 saat sürmüş, havaalanın dan yarım saatlık yolu 2,5 saatte geldi, iftar oldu biz öyle camlarda tünemiş bekliyoruz ama eve girdiğinde herşey unutuluverdi, evi, doğduğu, büyüdüğü evi ve her sene değişen bizler...
hepimize ayrı ayrı özenle hazırlanmış hediyeleri çıkardı, bunlar Şebnem'in eseriydi, o düşünürdü, bedenlerimizi, ayakkabı numaralarımızı, ihtiyaçlarımızı, sevdiğimiz şeyleri çok iyi bilirdi, o hiçbir zaman gelin olmadı o bizim kızımızdı ve yine bize bir sürü ciciler göndermişti herbiri yerini bulan...Beni en çok etkileyen 3 kızyeğenimin hemde üçününde doğumunda doğumhanede olduğum tam anlamıyla elime doğan bu üç dünyalar güzeli kızın artık büyümüş olduklarını anlamamdı, bana halam bunları sever diye büyük bir özenle makyaj çantası hazırlamışlar, tokalar, ojeler, kokular, rujlar, bakım ürünleri ne garip ruhumuz, kanımız, soyadımız aynıydı, senelerce birbirimizi göremesekte bağlar okadar güçlüydüki birbirimizi hissedebiliyorduk,umarım okursunuz hepinize çok teşekkür ediyorum, herbirine dokunduğumda çok mutlu oldum...
Vee ben Yunanistan'a gidemiyorum ama annemler bayramın 2. günü yolcu ve öyle inanılmaz bir sürpriz olduki Almanya'da ki kuzenim herşeyi ayarlamış Selanikten,Berlin'e uçup orada da 10 gün kalacaklar, babam adına çok sevindim, hayatı çalışmakla geçen bu adam 73 yaşında Avrupa'yı dolaşacak, hayat sürprizlerle dolu yeterki yürekten isteyin o vermesini öyle iyi biliyorki,tüm ayarlamaları sizin için yapıyor, iyi niyet,temiz niyet...
Mektubumu burda bitiriyorum, hepinize harika bir bayram dilerken, Munişcim seninle buluşmayı dört gözle bekliyorum, sevgiyle, sağlıkla kalın, kendinizi bir şeye üzmeyin değmezzz....
8 Eylül 2008 Pazartesi
Başlık Bulamadım :)
Vallahi bloğumu çok özledim,dostlarımı, sohbetleri,tüm paylaştıklarımı ama gel görki bu ara jet hızıyla yaşamaya başladım, aşçının okul kaydı evrak topla, hadi ehliyetle ilgili yasalar değişiyormuş 2009 da, aşçıya A2 yetmezmiş gibi birde B alalım hadi evrak koştur, bu arada babam ben doğduğum toprakları görcem demezmi haydi annemle ona pasaport çıkar, Yunanistan vizesi için uğraş, otel ara, babacım tam 56 sene sonra doğduğu, büyüdüğü evi görecek, mahallesini, yaşayan komşularını, annem köklerinin geldiği Gümilcineyi, babam İskeçe'yi, halamda bu gruba dahil, hatta İngiltere'den bayrama gelecek kardeşimde gidiyor, benle küçük erkek kardeşim arkalarından bakıp durcaz , ben çocukluğumda babanemin anlattıklarıyla yetinicem artık.. Yani çok kıskandım:)
Tabii şimdi iki erkekim başımda , ne çamaşırım , ne ütüm, ne yemek derdim bitiyor koştur Sofi:)Fakat bu ara bir sürü kitap okudum, ben de elime aldımmı bırakamam, motor gibi okuyom, Boleyn Kızı, bu ara çok satanlar listesinde, sürükleyici, dil, uslup ve konu güzeldi, arkasından Kuran'ın Şifreleri, Hassas Ruhlar Terazisi ( beğenmedim ) meşhuuur Secret ve daha dün bitirdiğim ama hiç bitirmek istemediğim İzmir Büyücüleri, Yaa ben bu kitabı çok sevdim, kadın dünyasıydı , farklı bir zaman da yaşanmış insan öyküleriyle örülü, eline aldınmı bırakamayacağın bir kitap mmm beynimde leziz bir tat bıraktı...
Sonracıma, İsmekte kurs kayıtları başlamış tabiki ben neden eksik kalayım, ordada steple,hat'a yazılmayı düşünüyorum ki yıllardır hep Hat beni çekmiştir nedense, bir boyumun ölçüsünü alıyım. Bu arada şimdi de Murathan Mungan'ın Kadından Kentlerine başlıycam, artık arkasından ne gelir bilmem, ne ka hamaratım peh peh...
Sevgili Gızgardaşım, Munişim, Nur, Tütü, Mavianne, Melek,Çingene Kelebek, yorumları inanılmaz duygulanarak okudum, iyiki varsınız ve sizi çok seviyorum.
24 Ağustos 2008 Pazar
Geç Gelen Yazı
Çoooook sıcak ama neyse bu hafta sonmuş, mayıştım kaldım, öğle uykularının keyfini çıkardım ve birden bire cumadan beri hareketlendim, aşçım Antalya'dan döndü, Üniversiteyi kazandı hemde bir vakıf üniversitesinin gece bölümünü burslu olarak, ösym sonucunu ekranda gördüğümde kalbim duruyordu. Burslu okuduğu için çok çalışacak, ilk sene hazırlık ve notlarının iyi gitmesi lazım ama en güzeli okul İstanbul'da, büyüğümü şehir dışında okuttuğumdan çok zorlanmıştım. Askerimde daha önce çalıştığı firmada işe başladı ve yeni düzenler oluşturduk. Üçümüz bir aradayız yeniden ve hayatlarımız makas değiştirdi...
Biliyomusunuz ben bugün kiminle buluştum, sevgili Hatice http://kiziminceyizi.blogspot.com/ İstanbul'a gelmeden önce konuşmuştuk ve tüm yoğunluğuna rağmen beni aradı ve buluştuk, Beşiktaş Beltur Cafede bir masaya oturup hiç tanımadan sevdiğin birini beklemek ve kapıdan giren bir sürü insan içinden evet o demek ve sanki yıllardır tanıyormuşçasına sohbet etmek, okadar ortak noktamız varmış ki şaştık kaldık O benim gızgardaşım , o yüzü gibi ruhuda güzel, akıllı, becerikli, hedefleri olan, hayatı bilinçli yaşayan en başta anneliği meslek edinen harika bir kadın. Munişim http://moonsun11.blogspot.com/ sana selamlarımı yolladım ve seni sevgiyle andık sende gızımıssın ve sevgili Nur'a ulaşmaya çalıştık ki bende onu tanımayı çok istiyordum.http://yasaminkiyisinda.blogspot.com/ yazılarıyla yüreğime dokunan, şiirlerinde ağladığım sevgili Nur'u, belki başka sefere... Hatice iki gün sonra dönüyorsun ve ben dostluğumuzun yıllarca sürmesini diliyorum, sana yine resimler çekicem, sergiler gezip anlatıcam, artık seramikle ilgili şeylere daha çok kulak kabartıcam. Canım gızgardaşım benim...
26 Temmuz 2008 Cumartesi
Evlere Devam...
Tavanın yüksekliği, iç bahçeye bakıyor oluşu bu salonu sevmeme yetti...
Doğayla içi içe uyumak bu olsa gerek...Hemde bu sıcak günlerde :)
Ferah ve herşeyin yerli yerinde olduğu keyifle yemek pişirilecek bir mutfak...
Düzen takıntılı bana göre olmasını çok istediğim , iyi tasarlanmış bir giyim odası...
12 Temmuz 2008 Cumartesi
Serinlemek Lazım :)
Sıcaktan uyku tutmayınca sanal alemde serinleyim bari deyip havuzlu yerleri bir turladım ve seçtiklerim :)
Sabah soğuk portakal suyumuzu yudumlayıp cuuup bu havuza atlıyoruz, serin serin kulaçları atıp kendimize geliyoruz:)
Öğlen dışardaki havuzdayız, gözlerden ırak güneşin keyfini çıkarıyoruz...
Bu da havuzun basamaklarından detay, zeytin ağacının dalları suya uzanmış, davetkar, çağırıyor...
Veranda hemen havuzun başında, masada bir sürahi dolusu buz gibi limonata beklemekte, ardından göz kapakların ağırlaşır, dalarsın tatlı bir öğle uykusuna, hayal bu yaa...
Gün batmakta, tatlı bir esinti güneşten yanmış teninizi okşamakta, şimdi havuz başı keyfi ve akşam sohbeti...
Gece çöksede, yıldızlar göz kırpsada ev içiçedir suyla, heran ona varabileceğin duygusuyla, suyun büyülü sesiyle dalarsın uykuya, hayal bu ya... Beklerim, davetlimsiniz, belki sizde hala şehirdesiniz...8 Temmuz 2008 Salı
Öylesine...
Bu resmi kuzenim çekip yollamış, Söke-Doğanbey'den, sanırım şu andaki ruh halime uyuyor, garip bir sakinlik ve boşvermişlik içindeyim, öylesine akıp gidiyorum, doğaçlama yaşıyorum, tıpkı bu otlar, yaban çiçekleri gibi rüzgarda bir o yana bir bu yana savrulup duruyorum. Herşey biter, bu da geçer, hayat dediğin nedirki eline aldığın bir avuç su , o da parmaklarının arasından hızla akıyor... Ben pek dönüp geçmişe bakmam, canımı acıtıyor çünkü, orda takılıp kalmaktan korkuyorum belki, en güzeli sürprizlerle, umutlarla dolu geleceğe bakmak ama bu anı atlamadan, bu satırları bana yazdıran evdeki sessizlik mi, radyoda çalan müzik mi bilmiyorum, yoksa suçlu bu temmuz sıcağımı, ya da yaşlanıyor olmakmı...
24 Haziran 2008 Salı
Karşı Yaka'dan Baktık İstanbul'a...
Bu sabah programlar annem tarafından yapılmıştı, kendi gördüğü ama babam görmediği için önce Aziz Mahmut Hüdayi Hz. Türbe ve camisini ziyaret ettik, İstanbul'daki büyük yatırlardan, ahşap camii ve ona bağlı kompleksler, tepede, yine Osmanlı kokan özel bir mekan, hafta arası ve sabah olmasına rağmen kalabalıktı, hadi ordan kahvaltıya Fethi Paşa Koru'suna, yani Üsküdar'ı, bizim karşı komşuyu keşfetmekteydik. Üsküdar'ı severim, karşılıklı kıtalarda olsakta, bizi boğaz ayırsada 5 dakkada ordasındır motorla, ayyy motordan hiç inesim gelmedi, uyumak istedim o serin esintinin içinde.... Fethi Paşa Korusu...Belediyenin işlettiği bu sosyal tesisteki mekanlar çok güzel, kafesi, lokantası son derece ekonomik, yeşillikler içinde, boğazın göz kırptığı, gizli bir bahçe, eğer yolunuz düşerse simitle çayından tadın mutlaka.
Efendim köşkteki görevli bizim resmimizi çekmek isteyince tutuşturdum eline fotoğraf makinesini ve karşınızda Sofi'nin kraliyet ailesi. Tabii bu arada ben şapkasız çıkmam abi modlarındayım, güneşin altında gezmekten geçen gün kafama güneş geçti, şimdi şapkasız dolaşmıyorum, zaten pekte severim şapkaları o yüzden hiç şikayetim yok, güneş gözlüğü takmaktanda kurtuluyorum hemde çillerim daha az çıkıyor...
Şimdi Üsküdar'dan bakıyoruz maviliklere ve serinliyoruz...
Bu çılgın şehir ne kadar efendi efendi duruyor burdan bakınca ama kanı deli deli akar, uyumaya bile vakti yoktur...
22 Haziran 2008 Pazar
Sessiz, Sıcak Bir Pazar Günü Yazısı
Yine arayı açmışım yazılarımda, aşçımın gidişi, yıllardır araçlarımızın durduğu otoparkın imara açılıp yıkılması, kardeşimin yardımıyla motoru kıta değiştirip, kardeşimin sitesine nakledişimiz sinirlerimi bayağı gerdi, çünkü oğlumdan başka kullanan yoktu ve o tarz motoru herkes kullanmıyordu ve güvenlik amacıyla bazı şeyleri sökmüştü, sağolsun sıkı bir croosçu olan, ülkemizi, Avrupa'yı motorla turlamış olan Orkun bey halletti bu sorunu, sarı boğamız şimdi emin ellerde aşçısının dönüşünü bekliyor...Ondan iyi haberler aldıkça mutlu oluyorum, Çin mutfağında çalışıyor ve nefis suşiler yapıyor, mesaisi bitincede, Osmanlı ve İtalyan mutfaklarında yardıma gidiyormuş kendini geliştirmek için, tek ortak derdimiz özlem :( Hep diyorum ya, o benim dostum, sevgilim, babam, abimdi, birbirimizi mutlu etmek en büyük çabamızdı, yavrum benim gelince seni tatile götürücem diyor, kıyamam onun parasına ama canı yürekten istediğini biliyorum, oysa onun yaşamla, kendi geleceği için yaptığı mücadele benim için en büyük ödül, adam gibi adamım benim seni çoook seviyorum....
Sonra birden bire sağlığımla ilgilenesim tuttu, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin açtığı Kadın ve Aile Sağlığı Merkezi ücretsiz sağlık hizmeti veriyordu kadınlarımıza, bizede yakın, Nesime'yle gidip bir bakalım dedik, hani benim has komşum, yürüyüş arkadaşım, gittik, aslında ALO 153'ten randevu alınması gerekiyormuş ama kalabalık değildi kemik testine ve kalp damar sağlığı testine giriverdik, ortam temiz, nezih, aletler yepyeni ve dostça davranışlar ama benim sonuçlar pek iç açıcı değildi, bu yaşıma kadar hiç tahlil yaptırmayan , doktorlardan fellik fellik kaçan ben gerçeklerle yüzyüze kaldım, kemik değerlerim risk taşıyordu ve İstan bul'da 3 merkezde bulunan çok daha gelişmiş görüntüleme merkezine sevk oldum DXA çekimlerim yapıldı sonuç ostropoz başlangıcı, boyun, kuyruksokumu ve ayaktaki kemiklerde bayağı ilerlemiş, zaten yıllardır sırtım ağrır durudu, belirtileride sırt ve bel ağrılarıymış, hergün yarım saat güneş almam ve aksatmadan en az yarım saat yürümem, kalsiyum ağırlıklı beslenmem gerekiyor toparlamam için, annemde de ileri düzeyde kemik erimesi var ve raporlu, yıllık olarak alıyor ilaçlarını, demek o satmış bana bu hastalığı derken, kan değerlerimde babama küsmeme yol açtı ehh o da sağolsun trigliserid ve kolesterol değerlerini bana satmış, yani anlayacağınız almamam gereken ne kadar gen varsa hepsini kapmışım, babam, kalpten sabıkalı, 5 damarı değişmişti, annemde ostropozdan raporlu, hadi bide sen bak dediler tadına böylece ortak dertlerimiz çoğaldı.
8 Haziran 2008 Pazar
Pazar Gezisi
Efendiiim, şöyle bir pazar yürüyüşü yapalım dedik büyük oğlumla, Ortaköy, Entelpazarı derken kendimizi Yıldız Parkında bulduk, sıkı bir yürüyüş, arada bir ıslatan hava, yorulunca kendimize bir kahve ısmarladık, şöyle orta, yanında da lokumu, pek iyi geldi, ortamda bu, yeşilin her tonu ve arada göz kırpan boğaz...Sonra dedim hadi Çırağan Saray'ına çünkü orda Sıtkı Olçar'ın , nam-ı diğer Sıtkı ustanın çini sergisi var...
Osmanlı Çinicilik Sanatının en büyük ustası olan Sıtkı Olçar'ın Sırlı Gemiler adlı sergisinden, kalyonlar, tekneler, mavnalar ve deniz...
17 Haziran'a kadar görülebilir...Kobalt maviler ve turkuaz'ın tonlar çarpıcı...
Saraylı Sofi tahtında padişahı beklerken...
heh padişah geldi, neyse sıkıldığımı fazla belli etmiyim, güleryüzlü olayım, zaten haremde işler karışık :))
Bu tavan detayı ve avize oğlumdan...
Sonra hızımızı alamadık gel sana bir sergi daha göstericem dedim, ben haftaiçi gitmiştim, çok etkileyici buldum ama fotoğraf makinem yanımda değildi, şimdi tam teşkilatız ve karşınızda Süleyman Gündüz'ün '' Tanrı Şehri Kudüs '' adlı fotoğraf sergisi... Yeri Dolmabahçe Sarayı Sergi Salonu...
Sergiyi izlediğinizde üç büyük dinin aynı yerde kesiştiğini ama açılan her elin bir Allah'a yakardığını görüyorsunuz ve savaşlar neden diye sormadan edemiyorsunuz...


