Hadi buyrun aydınlık, gün ışığı girmiş mutfağıma, kışın griliğine inat, mandalina, portakal, sarı, havuç, hurma, turuncu renktedir, güneştir onlar tezgahta, kimbilir belkide gelecek yazı müjdelerler.Mutfak biraz dağınık idare ediverin artık, rafları süslemişim ama avize kafamıza düşermi bir kahkaha patlattığımızda bilemem gayrı!C vitaminimizi alalım, okkalı bir kahvede yaparım size.
Çarşamba akşamı teklif hazırlıyoruz, ben söylüyorum Hakan hızlı hızlı yazıyor, bir ara dönüp saat kaç diyorum, 18.07 abla diyor, fiyatlandırmayı yetiştiremeyiz yarına kalsın, ben hazırlanayım deyip 18.30 da çıkyorum.AAA ne tesadüf otobüste tam dükkanın önünden geçiyor, en masum halimle zıplıyorum benide al, benide al diye, duruyor, hemen atlıyorum, sağol diyorum şoföre, almaz almaz.Otobüs şoförlerini çok severim, arada birde merak ederim, acaba psikolojik destek alıyorlar mı diye.Bir sabah yine işe gidiyorum, bir polis memuru bindi otobüse, sohbet ediyorlar şoförle, şoför bir laf ediyor ben kopuyorum '' abi ya kazıyolar, kazıyolar bir bulamadılar şu hazineyi'' Adam haklı 44 senedir yaşadığım bu şehir hep şantiye halindedir, hep delik deşiktir, hala büyük hazine maalesef bulunamamıştır, bekliyoruz, ben göremesemde belki torunlar görür. Neyse dönelim benim son bindiğim otobüse, hemen son kalmış boş yere oturuyorum, yol uzun, iki karşılıklı koltuk, dört kadın göz göze gelmemeye çalışarak gidiyoruz, karşımdaki kadınlardan biri orta yaşlı kapalı bir hanım, göz ucuyla bakıyorum ağzı kıpır kıpır, gözüm eline kayıyor, tesbih çekmekte, trafikte pek güzel akıyor, içimden diyorum hikmet kadında, devam teyzem, duaları sayesinde yol açık galiba, sonra gözüm plazaların önünde bekleşen servislere kayıyor, ohh diyorum, ne güzel binip gidecekler, onlar adına sevinirken onları hiç böyle bekleşirken görmediğimi farkediyorum, es geçiyorum, başka düşüncelere dalıyorum, inşallah Yaprak Dökümü'ne yetişirim diyorum, aklıma oğlum geliyor, yaklaşınca ara demişti, yarın uygulama dersleri var, meyve salatası ve mevsim salatası yapıp sunacaklar malzeme almalıyız, yaklaştığımı haber vermek için cep telefonomu çıkarıyorum çantamdan, o da ne ! telefonun üstündeki saat 18.13, algılayamıyorum, jeton tırink diye düşüyor, ben 18.30, yerine, 17.30 da baaaay deyip çıkvermişim, önce kendimi çok kınıyor, sonrada aklımdan şüpheye düşüyorum, oğlum şaşkın Tansaş'ın yolunu tutuyorum.Eh insanın aklında gitmek varsa böyle kaymalar olabiliyor...
Hadi birazda kurabiyelerden buyrun, babam yine ayva reçeli yapıvermiş, bende kurabiyelerin içine koyuverdim, pek güzel olmuşlar, tarifini veremem, biraz sonra bloglardan bakıcam.Bu arada anneme henüz işten ayrılacağımı söylemedim, zaten midesi ağrıyıp duruyor, endoskopi isteyince dr. şıppadanak ağrıları kesilmiş korkudan, buda bir tedavi şekli olsa gerek!Şimdi bende bir elektro isteyecemki kalbi sağlam dursun:) Ödü patlar ben çalışmayacağım diye, sanki ondan birşey talep edecekmişim gibi düşüncesine bile tahammül edemez.Aslında beni hiç anlamaz, çünkü o altın kafeste yaşayan bir kuştur, ekmeğin bile fiyatını bilmez, hayatında fatura ödememiştir, çalışan kadın ne cins bir kuştur hiç bilmez.İki erkek çocuğa analık babalık yapan aseksüel kuş türünü tanımaya hiç niyeti yoktur, olsa olsa bu tipler, sorunludur, bela olabilirler, demekki bu kuştan uzak durmalı! diye düşünür. Altın kafesteki bencil kuşum benim! Babam, her zaman mağrur, sakin duruşuyla Hayırlı olsun kızım diyecektir, beni anlayacaktır, çünkü o bana sahip çıkandır, ortada kaldığımda bir kadın için en önemli şey olanı verendir EV...Sığınağım, mahremiyetim, kraliçesi olduğum sarayım, velihatlarımla yaşadığım biricik evim, kapısını her akşam açtığımda içime güller dolar, benim evim.Babam, ona sağlıklı uzun ömürler diliyorum.
Masa sohbeti güzeldi, kalkıyomusunuz, bunu saymam, yine gelin, neyse avize kafamıza inmeden ağırlayabildim sizi, raflardaki kaseler öylesine orda durmamalı, üzülüyorlardır boş boş durmalara, çorba yapıcam başka sefere size söz, sıcacık içimiz ısınır, hele sevdiklerinle paylaşıyorsan yüreğinde ateş olur...
30 Kasım 2007 Cuma
Toplaşalım Masaya!
27 Kasım 2007 Salı
Bitiş
Birkaç gündür yazamıyordum, canım sıkkındı.Cuma akşamı tamam dedim bitti, bu sözcük benim için çok önemlidir, ağzımdan nadir çıkar ama dönüşü yoktur, karar verilmiştir.Bitti, hem rahatlatıcı, hemde belirsizliğe yol açan bir sözcük, bir kavşak, her yöne açılmaya müsait, yeni kararlar içeren, yeni seçimlere yol açan...Bir yolun bitip, diğer bir yolun başlangıcı, karışık duygular, rahatlama, yeni seçenekler oluşturma, yeni karalar alma, biraz endişe, üzerine bolca umut bir kavşakta soluklanmaktır bitiş, sonra yeniden harekete geçersin...Ben artık soluk almak istediğimi farkettim, artık tıkanmıştım ve cumartesi işten ayrılmak istediğimi söyleyiverdim, aslında hemen aysonu bırakmak istiyordum ama yıl sonuna kaydı, anlayacağınız şafak sayıyorum.Sabah 7'de çıkıp, 9'larda evde olmaktan ve bunu haftanın 6 günü yaşamaktan, yaşamımın 3 kutuya girip çıkmaktan ibaret kısır döngüsünden bıkmıştım.Ev birinci kutu, otobüs ikinci kutu, iş üçüncü kutu...Aldığım parayı harcamaya bile zamanım yok, kendime uzun zamandır birşey alamıyorum, zaten gerekte yok sosyal bir yaşamın olmayınca, fatura ödeyip, evin, çocukların ihtiyaçlarını karşılıyorum sadece, kendim için , kendimi şımartmak, ödüllendirmek adına hiç bir şey yapmıyorum.Yaklaşık 15 senedir bu tempoda çalışıyorum, buda bitti dediğim evliliğimin bedeliydi, her karar bir bedel ödemektir.
Şimdi hayal kuruyorum, sıcacık, tertemiz evimde, kendime okkalı bir kahve yapıp, birde sigaramı tüttürüp cam kenarında koşturan insanlara bakmak, yürüyüşlere çıkmak, dostlarıma uğramak, güzel yemekler pişirmek, tığımı elime alıp birşeyler örmek, en önemlisi telaşsız geniş zamanlarda yaşamak istiyorum, sessizlik, huzur, sakin bir yaşam.Gittiği yere kadar, sıkıştığımda ister istemez yine ekonomik kaygılar yüzünden çalışmaya dönmem gerekebilir ama artık benim soluklanmaya ihtiyacım vardı, çıkacak cana bu kadar cefa yeter dedim ve bitti...
Yine Cumartesi, konuşmadan sonra yerime dönüp blogları okumaya başladım, bir bitiş haberi daha, bu yaşamdaki son bitiş noktası, Esra, Büyüleyen Mutfak Kokusu, inanamadım, okudum, içim ürperdi, son yazısı, bilebilirmiydikki son yazısı olduğunu, ya biz okurken, ya da o yazarken, o sayfa bir daha açılmayacak.Taziye defterindeki tüm dostları, anladımki biz bir bütünün parçalarıyız, fiziken tanışmak hiç önemli değil, böyle tanışıklıklarımızda paylaşamadıklarımızı burda paylaşıyoruz, iç dünyalarımızı, işimizi, ev halimizi, mutluluklarımızı, hayallerimizi, bilgiyi, yeteneklerimizi, kısaca elimizden ne geliyorsa, nasıl ifade edebiliyorsak kendimizi...Duygusal bağlar oluşuyor aramızda, komşuluk geleneğini yaşatıyoruz ve vefayı... Burdan Serin Mavi'nin katkılarıyla Hatim indiren tüm arkadaşların dualarını ALLAH kabul etsin, onlara teşekkürü borç bilirim.
Uzun bir yazı oldu http://www.donusumkonagi.com/ dan okuduğum bir makaleyide sizinle paylaşmak istiyorum.
"Karar verdim" diyor yüksek bir sesle. "Küçük bir an bile olsa kendim için harcayacağım. İçimden geçenleri kısıtlamadan, kim ne der diye düşünmeden yaşayacağım". Meraklı bakışlar süzüyor hareketlerini. Yüzünde ki yorgunluğu, içinde kopan fırtınayı biraz olsun anlayabiliyorsun. "Hadi" diyorsun sende destek vermek için ona. Vazgeçme bu defa ve git arkana bakmadan kendin için yaşa aklındaki tüm olumsuzlukları çıkar koy bir tarafa. Git yüzündeki keder dağılsın, içindeki sıkıntılar bir an olsun kaybolup gitsin. Üzerine yüklenmiş sorumluluklar yüzünden her insan yaşamaz mı bu durumu. Ne kadar dayanabilir ki. Bir gün mutlaka bir yerde patlak veriyor. Sıkılıyor insan aynı düzeni yaşamaktan aynı işleri yapıp aynı konulardan konuşmaktan. Başa sarıp filmi tekrar tekrar seyretmek gibi bir hal alıyor sonunda. Değişiklik istiyor hayat zaman zaman. Bu bazen bir saatlik bir uyku, bazen uzun süren bir yolculuk, bazen sessiz bir ortamda kendini dinlemek oluyor... Karar vermek işte bu durumda önemli olan. Karartmak gözünü. Ne istediğini bilmek ve uygulamak. Hayatı hoyratça kullanmak yerine akılcı davranmak. Bazen her şeyi bir kenara bırakıp kendinle kalmak. Zamanı geldiğinde kalabalıklara karışmak. Bazen kitabınla, bazen sevdiğinin sıcacık bakışlarıyla, bazen huzur veren melodilerle, bazen uzun yürüyüşlerle kendine vakit ayırmayı, içine keder bırakan durumlardan bu şekilde kurtulmayı bilmeli. Kendi için yaşamalı insan bazen. Dünyadaki tek varlık kendisi gibi davranmalı. Bencil olmalı. Doğru zamanı bulduğunda yapmalı. O yüzündeki yorgunluğu alacak kararı vermeli. İşte şimdi vakti geldi… Hadi korkma ver kararını. İstersen karar vermek olsun adı istersen bir kaçış. Hadi korkma kaybetmeyeceksin. Çünkü dünyadaki hiçbir şey senden değerli değil.
22 Kasım 2007 Perşembe
Kış Uykusu
Bir haftadır bir uyku hali içindeyim, 2 gün işe geç kaldım, akşam 9 gibi koltukta uyur kaldım, işte de gözlerimi zor açık tutuyorum, umarım geçicidir, yoksa kendime bir in'de kış tatili ayarlamam gerekecek.Akşam acılı kapuska pişirdim, her akşam, havuç, turp, domates, maydanozla kocaman bir salata yapıp yiyoruz, uykunun yanı sıra birde sebze krizine girdik.Motorcu'mun ödev olarak 3 günlük tatil organize etmesi gerekiyor, yataklı trenle gidilebilecek yer düşünüyordu, beni görevlendirdi, TCDDD'nin sitesinde iki tur vardı fakat yapılmıyormuş, Gap ve Karadeniz.Seferleri ve fiyatları inceledim, son derece uygun.Ona değil ama kendime güzergah buldum, akşam Haydarpaşa'dan bin, sabah Denizli'de in, günü değerlendir, akşam yine bin sabah burdasın, üstelik yataklı kompartman, ister tek, ister çift kişi, tıkır tıkır uyuyarak gel ( uyuma kısmı tam bana göre ) Yapılır mı yapılır!
21 Kasım 2007 Çarşamba
Ah istanbul
Bu resim beni çocukluğuma götürdü ve hüzün çöktü birden bire, Çırağan Sarayı, yanında Beşiktaş Stadı, arkada Yıldız Parkı, üstler bomboş, ne Etiler, ne Ulus ne de diğer semtler daha oluşmamış.23 Nisan kutlamaları bu stadda yapılırdı.Beşiktaş ve Ortaköy yönünden tüm ilkokullar sıra halinde flamaları, bandolarıyla yürür, stadda yerlerini alır, stad hınca hınç dolardı gösteriyi izlemek için, çoşku, sevinç, umut, gurur vardı...Babam, yanmış halde bulunan Çırağan Sarayının önünden denize girerdi her yaz, babaneme birkaç saatliğine bırakıp dükkanı kendini atardı boğazın serin sularına...Yıldız Parkına giderdik pikniğe, sanırım değişmeyen bir o kalmış.
Dolmabahçe Sarayı, karşı kıyılar bomboş...Ah İstanbul
Yıldız'dan Beşiktaş'a iniş, sol taraf dutluk, arkası bostandı, sebze alırdık dalından kopartıp şimdi orda Conrad Hotel var.
Yine Barbaros Bulvarı, Yıldıza çıkış, trafik nedir, betonlaşma nedir,kalabalıklar nedir bilmeden...
Bebek, değişmeyen bir tek Bebek Camii kalmış...
İskeleden Beşiktaş ve Bulvar
Şimdiki hali,
Beyoğlu, İstiklal Caddesi...Sabah aldığım bir mail, taşplaktan bir şarkıyla İstanbul' u anlatıyordu, bende kendi penceremden paylaşmak istedim, doğduğum, yaşadığım bu şehri, farkettimki çocukluğumun İstanbul'unu çok özlemişim, şimdiki halini düşündüğümde sınırlarını bile algılayamadığım bir şehir oluyor önümde ve içim acıyor...
Resimler http://www.azizistanbul.com/
19 Kasım 2007 Pazartesi
Kabul günü =)
Pazar günü ve Melek'in hazırladığı mamalar, Vuslat'ta ön kontrolde, elde açtığı mantarlı, peynirli, kıymalı börekler, peynir toplarıyla süslü salatalar ve kızı Sena'nın yapıp üzerine imzasını attığı pastası.Melek'in eşi, kızı, oğlu bedeneğitimi öğretmeni, gelini milli basketçi, yani sporcu bir aile ama Melek dışında, o iyi bir ev kadını, bir çok şeyini paylaşabileceğin bir dosttur.Aslında yemek içmek bahane, iletişimdi aranan ve grup terapi yapıp rahatladık, bol bol güldük, bazende düşündük ve gülümseyerek ayrıldık, kimbilir bir daha ne zaman...
Cumartesi akşamı koşar vaziyette halıcıya gittik, Mukkadder'in halısını görmeye, gerçekten zevkli bir seçim, el dokuma Çin halısı, ana fon kaşmir, krem rengi, çerçevede pastel renklerde gül motifleri var burdada ipek kullanılmış buda halıya pırıltılar katmış.Pazarlıktan sonra ki iki kadının vıdı vıdısına akşam vakti pes ettiler, hadi berbere, ordan yine Mukadder'e yaptığı nefis mantıyı yemeye.Resmini çektim ama iyi çıkmamıştı, mantıyı kapama şekli farklı göstermek isterdim ama başka sefere.Ben de salondaki abajuru görüntüledim, kaidesini, şapkasını alıp, şapkayı swarovski taşlarla işledi ve görüntüsü çok güzel oldu, bu yetmedi, yastıklara uyguladı, özel kumaşlar aldı, dikti, desenleri tasarladı, swarovskiler ordada ışıldadı.
Boncuktan sıkılan arkadaşım, halı örmüş, 1 metrelik şişlerle, okadar ağırki örerken insanın kolları uzayabilir ama sonuç nefis, sabrına, mükemmelliyetçiliğine hayranım.Benim yaptığım şey çabucak bitmeli sonucu görmeliyim.Mukoş'tada kurs, özel öğretmen muhabbeti, kızı oks'ye, oğlu öss'ye hazırlanıyor, bilgisayarı paket etmiş kaldırmış, çocuklar tam hedefe yönlendirilmiş ok gibiler, kıyamam yazık çocuklara ama maalesef şartlar bu!Oğlu Barış ogünkü sınavda grup birincisi olmuş, Öğretmeni pasta alarak ödüllendirmiş onu, yani şimdiden tatlısını yemeye başladık.Umarım tüm çocukların, ailelerin emekleri boşa gitmez gerçekten zor bir süreç.Efendiiim bir haftasonuda böyle dosttu, muhabetti geçti, tabii ben eve zaman ayıramadığım için bütün işlerimi haftaiçine yaymak zorundayım, gezmenin acısı da böyle çıkıyor, gece çamaşır, ütü, yemek, bulaşık, derleme toplama uğraş dur.

